Karadaş Çilingir

AÇIK
4.8 / 5

Mehmet Karadaş
1121 Yapılan İş
0 505 190 18 65

Antalya Anahtarcı

Antalya En İyi 10 Anahtarcı – Teklif Al veya Hemen Ara!
Antalya En İyi 10 Anahtarcı – Teklif Al veya Hemen Ara! HemenGeliriz.com ile Güvenli Hizmet, Hızlı Servis, Profesyonel Firmalar. Hemen Ara, Teklif Al veya Karşılaştır, Zaman Kazan.

lAntalya anahtarcı; araba, kasa, çelik kapı, tahta kapı, bahçe kapısı, panjur kapı gibi her türlü anahtarın kullanıldığı yerlerin anahtarlarını yapan kişidir. Anahtarcılar, her çeşit anahtar ihtiyacınızda sizlerin yardımına koşarlar. Hemen Geliriz ile çalışan Antalya Anahtar Ustası size en çabucak hizmeti vermek için çalışmaktalardır. 

Anahtarcı olarak çalışan kişiler anahtarlarınızdaki bozulmaları ve yıpranmaları giderebilirler. Kırılan anahtarlarınızın bakımını yapabilirler. Anahtarcılar çoğunlukla sizlere yedek anahtar oluşturarak, kırılmalara ve yıpranmalara karşı acil durumlarda kullanmanızı kolaylaştırırlar. Araba, ev, bahçe, depolama anahtarları yoğun farklı olabilmektedir. Bu çeşitli anahtarlar her ustanın yapabileceği bir eylem değildir. İşinde en iyisini yapmaya aktif ustalar Hemen Geliriz ile çalışmaktalar ve sizlere en düzgün hizmeti vermek için çabalamaktalardır. 

 

7/24 En Yakın Açık Anahtarcı

Anahtarlarınızın ne süre kaybolacağı veya ne zaman kırılacağını bilemezsiniz. araba veya ev anahtarlarınızı evin içinde veya aracın içinde unutmuş olabilirsiniz. Böyle durumlarda yapabileceğiniz tek şey 7/24 faal bir Çilingir çağırmaktır. Anahtarcılar sıklıkla haftanın yedi günü yirmi dört saat çalışmaktalardır. Bunun nedeni ise sizlerin mağdur olmamasıdır. Kaybettiğiniz anahtarlarınız nedeniyle aracınıza veya evlerinize giremeyebilirsiniz. Geç saatlerde ev dışında kalmak epey can sıkıcı bir durum olduğu için en seri şekilde kapınıza kadar gelerek sizlere kapı açacak kişiler Hemen Geliriz’de bulunmaktadır. Bu kişiler 7 gün 24 saat anahtar yedekleme tekniği de yapmaktadırlar. Acil durumlarda Antalya anahtarcı ile irtibata geçerek anahtarlarınızın yedeklerini arzuladığınız saatlerde yaptırabilirsiniz. 

Acil durumlarda ulaşmak dilediğiniz anahtarcılara Hemen Geliriz üzerinden ulaşabilirsiniz. Ulaştığınız anahtarcılardan önden fiyat bilgisi alarak, işlemleriniz hakkında konuşma sağlayabilirsiniz. Size en yakında bulunan anahtarcılara ulaşmak kalıntı yoğun kolay .

 

Antalya Anahtar Yedekleme


Anahtarlar şık sık kaybolabilen malzemelerdir. Anahtarları genellikle gittiğimiz mekanlarda, piknik alanlarında veya deniz kenarında bir yerde kaybedebiliriz. Evden aniden çıktığımız anlarda, ev anahtarını içeride bırakmamız da başka bir unutkanlıktır. Böyle durumlarda hiç panik yapmamanız için önceden çıkarttığınız kopya anahtarlarınızı gidip alabilirsiniz. 

Yedek anahtarlarınızı çıkarma yöntemini anahtarcıda yaptırdıktan sonra bu yedek anahtarları güvendiğiniz birine vererek sizin için saklamasını isteyebilirsiniz. Bu nüsha anahtarlar sayesinde anahtarınızı unuttuğunuz anlarda güvenerek verdiğiniz kişilerden yedek anahtarlarınızı temin ederek evinize girebilir veya arabanıza binebilirsiniz. 

Anahtar yedekleme işi bir Antalya Anahtar Ustası için çok kolaydır. Anahtarcılar bu eylem için üretilmiş aletler ile anahtar yedekleyebilmektedirler. Öze aletler sayesinde elinizde mevcut anahtar kırık olsa dahi onun aynısından bir tane daha yapmak mümkündür. Bu kişisel makineler ile beraber anahtarcılar çabuk bir şekilde anahtar yedekleyebilmektedir. Yedeklenen anahtarları dilediğiniz yerde bırakarak kendinizi garantiye alabilirsiniz. çok çokça anahtar unutuyorum diyorsanız kopya anahtar oluşturmak tam size göre. 

Anahtarlar, kişisel bir makine ile çoğaltma işi yapılarak yedeklenmektedir. Bu makinenin niteliği ise koyduğunuz anahtarın şeklini alarak ham olan anahtar metalinin üzerinde aynı çizgileri bırakabilmesidir. klonlama işleminin yoğun iyi çalışması gerekmektedir. Eğer bu makinelerde bir hata meydana gelirse bu hatalardan geri dönüş olmaz ve ham olarak konulan anahtara yanlış şekiller basıldığı için anahtar çalışmaz.

 

Acil Anahtarcı

Anahtar kaybetme gibi durumlarda acil Kilitçi ararız. Size en yakın en güvenilir anahtarcıyı bulmak için Hemen Geliriz adresinden görev alabilirsiniz. Anahtarcılar sıklıkla size her an hizmet verebilmek için haftanın yedi günü yirmi dört saat görev vermektedirler. Anahtarcıya ne zaman ihtiyacınız olursa Hemen Geliriz üzerinden istediğiniz anahtarcıya ulaşarak, kapılarınızı açtırabilirsiniz.

Anahtarcının vermiş olduğu hizmetlerden bazıları şu şekildedir;

Çelik kapı açma 

Tahta kapı açma

otomobil kapısı açma

Çelik kasa kapısı açma

Anahtar yedeği çıkarma

Kırık anahtar tamiri

Anahtar tamiri

Anahtarcılar bu ve bunun gibi çokça hizmeti sizler için sunmaktadırlar. Sundukları hizmet karşılığında sizlerin mağdur olmamanızı sağlamaktadırlar. Anahtar önemli eşyalarımızın saklandığı kasaların da anahtarı olabilir. Bu anahtarın kırılması kaybolması anında panik olabiliriz. lakin Anahtar Ustası bu işlemi de yoğun basit bir tasvirde halledecektir. Çelik kasa açma yöntemi için yoğun basit bir tasvirde Anahtarcı çağırabilir ve işleminizi hallettirebilirsiniz. 

Anahtarcılar sizlere profesyonel bir ekip hizmeti sunabilirler. Anahtarcılarda mevcut çalışanlar profesyonel bir takım oluşturarak, sizin işlerinizin daha hızlı olmasını sağlamaktadırlar. İşlerinizin süratli ve güvenilir bir biçimde hallolmasını istiyorsanız, Hemen Geliriz üzerinden bir Antalya Çilingir hizmeti alabilirsiniz. 

 

Antalya 20 dakikada Kapınızda Anahtarcı

Birçok işletmenin kendi iddiası bulunmaktadır. Bazı şirketler sizlere 20 dakikada yanınıza ulaşarak servis verme garantisi sunmaktadır. Bu çeşit firmalar gerçekten uzman ekiplerle çalışarak çabuk ve emniyetli görev sunmak için çalışmaktadırlar. seri ve güvenli bir Çilingir hizmeti almak istiyorsanız Hemen Geliriz Ana Sayfası üzerinden yapacağınız çağrı sonucu listelenecek ustalara ulaşabilirsiniz. 

Uzman ekipler ile işleyen bu şirketler sizlere en çabuk hizmeti nasıl verebilecekleri hakkında günlük olarak değişim yapmaktadırlar. Sizler ev kapılarınızda, dükkan kapılarınızda veya araba başında uzun süreler beklemeyin diye bu ehil ekipler anında yanlarınıza gelerek sizlere Çilingir hizmeti verebilmektedirler. 

 

Anahtarcı Fiyatları

Anahtarcının eve gelip kapı açması ile anahtar yedekleme fiyatları farklıdır. şirket ne kadar aynı olsa da anahtar yedekleme fiyatı ne kadar uygunsa eve gelerek hizmet verme fiyatı ona göre daha pahalıdır. Bu olay her işletme iiçin farklılık göstermektedir. Firmalarda sunulan hizmetlerin hepsinin çeşitli bir fiyatlandırması bulunmaktadır. Bu hizmetlerden bir tanesini alabilmek için öncelikle Hemen Geliriz Sitesi’nde aramalara başlamanız gerekmektedir. Bu aramalar sonucunda size en yakın ve en ucuz hizmeti verecek olan Antalya anahtarcıyı seçerek hizmet almaya başlayabilirsiniz. 

Anahtar klonlama işi çok zahmetsiz ve kolay olduğu için fiyatları da bir o kadar düşüktür. Anahtarcılar size bu hizmeti sunduklarında çok düşük fiyatlar isteyeceklerdir. Anahtarcılar evlerinize veya arabalarınızın yanına gelerek size servis sunduklarında fiyatlandırmalar değişmektedir. Değişen bu fiyatlarda sizler pazarlık edebilir ve anahtarcıdan iskonto isteyebilirsiniz. 

Piyasada bulunan anahtarcılardan daha ucuz ve daha güvenilir Kilitçi bulabilmek için Hemen Geliriz adresini ziyaret edebilirsiniz. En ucuz ve emin hizmeti almak sizlerin hakkı olduğu için Hemen Geliriz’den yapacağınız aramalarda ustalara görev hakkın ve fiyat hakkında sorularak sorarak, hizmeti almadan evvel bilgi sahibi olabilirsiniz. Bu sayede alacağınız hizmeti ve ödeyeceğiniz miktarı bilerek ustaları çağırırsınız. İçiniz yoğun konforlu bir biçimde bildiğiniz bilgilerle kolaylıkla hizmet alabilirsiniz. Bu hizmetler neticesi alınacak bedeli de bildiğiniz için sürprizler ile karşılaşmazsınız. Fiyatların sizi yanıltmaması için önceden bilgi almak için Antalya anahtarcıya Hemen Geliriz üzerinden ulaşın ve fiyat bilgisini öğrenin. 

Antalya Hakkında

Antalya, Türkiye'nin bir ili ve en kalabalık beşinci şehridir. 2019 sonu itibarıyla il nüfusu 2.511.700'dır. Türkiye'de "turizmin başkenti" olarak görülmektedir. Şehrin yüzölçümü 20.177 km2dir. İlde km2ye 115 kişi düşmektedir. En kalabalık ilçesi 2019 yılı itibarıyla 556.033 kişiyle Kepez ilçesidir. Nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu ilçe ise km2 başına 5067 kişi ile Muratpaşa'dır. 19 ilçe ve belediye, bu belediyelerde toplam 910 mahalle bulunmaktadır.

Tamamı Akdeniz Bölgesi'nin batısında yer alır ve Antalya Körfezi'yle Batı Torosların arasında kurulmuştur. Yüzölçümü bakımından Türkiye'nin beşinci büyük ilidir. Güneyinde Akdeniz, batısında Muğla, kuzeyinde Burdur ve Isparta, kuzeydoğusunda Konya, doğusunda ise Karaman ve Mersin illeri vardır.

Antalya şehri, 1980 yılından sonra uygun iklim koşulları ve turizm etkinlikleri nedeniyle hızla gelişmiş ve buna paralel olarak il de günümüzde Türkiye'nin en kalabalık beşinci ili olmuştur. Antalya'da ekonomik hayat büyük oranda ticaret, tarım ve turizme dayalıdır.

Antalya ilinin kapsadığı bölge tarih öncesinden günümüze dek pek çok medeniyeti barındırmıştır ve Türkiye'de en çok antik kent bulunan ildir. Sırasıyla Likyalılar, Lidyalılar, Pamfilyalılar, Bergamalılar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar ve son olarak da Türkiye Cumhuriyeti hakimiyetinde bulunan Antalya bu medeniyetlerin hiçbirine başkentlik yapmamıştır.

İlin tamamı Akdeniz Bölgesi'nin Antalya Bölümü'nde yer alır ve Akdeniz ikliminin etki sahasındadır. Yerleşim yerleri haricindeki il topraklarının büyük kısmı tahıl tarlalarıyla kaplı platolardan oluşur.

Türk Silahlı Kuvvetleri Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı 3. Piyade Eğitim Tugayı Komutanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Hava Meydan Komutanlığı Antalya'da bulunmaktadır.

Antalya 2015 yılı G20 Zirvesi'nin ve Expo 2016'nın ev sahibidir.

İçindekiler

Köken bilimi

Tarihçe

İlk Çağ öncesi

İlk Çağ dönemi

Hititler dönemi

Likya ve Pamfilya dönemi

Bergama, Roma ve Bizans dönemleri

Selçuklu dönemi

Anadolu Türk Beylikleri dönemi

Osmanlı dönemi

Şah Kulu Ayaklanması

Körbey Ayaklanması

Millî Mücadele dönemi

Antalya Müdafaa-i Heyeti Milliye Cemiyeti

Büyük Taarruz'da Antalya

Türkiye Cumhuriyeti dönemi

Atatürk'ün Antalya ziyaretleri

Coğrafya

Konumu ve sınırları

İklim

Depremsellik

Yerbilim

Bitki örtüsü

Direy

Nüfus

Güncel Nüfus Değerleri (TÜİK 4 Şubat 2020 verileri)

Konum

Ekonomi

Ticaret

Sanayi

Tarım

Hayvancılık

Kültür ve sanat

Müzeler

Arkeolojik alanlar ve tarihi kalıntılar

Müzik

Mutfak

Şenlikler ve festivaller

Turizm

Spor

Antalya'da düzenlenmiş spor etkinlikleri

Yönetim

TBMM'de Antalya ili

İdari bölünüş

Adalet

Maliye

Merkezi Yönetim

Yerel yönetim

Eğitim

Üniversiteler

Teknoloji ve bilim

Medya

Altyapı

Ulaşım

Karayolu ulaşımı

Kentlerde toplu taşımacılık

Demiryolu

Havayolu

Enerji

Sağlık

Yeşil alanlar, eğlence ve dinlenme alanları, mesire yerleri

Kardeş şehirler

Galeri

Notlar

Kaynakça

Dış bağlantılar

  •  

Köken bilimi

Helenistik dönemde Bergama Kralı II. Attalos (MÖ 159-138), askerlerine "Gidin ve bana yeryüzündeki cenneti bulun" der. Askerlerinin gösterdiği yeri (bugünkü Antalya) beğenen II. Attalos, bölgenin stratejik dönemini dikkate alarak buraya bir liman şehri kurdurur ve kent, kurucusu Attalos'un adına binaen "Ataleia" olarak adlandırılır. Şehrin adı eski Arap kaynaklarında "Antaliye", Türk kaynaklarında ise "Adalya" olarak geçer. Yerleşme, 20. yüzyılın ilk çeyreğinden başlayarak "Antalya" olarak adlandırılmıştır.

Ayrıca Antalya adı biyolojide takson epiteti olarak antalyaensis, antalyensis, antalyanus, antalyana biçimlerinde geçer.

Tarihçe

İlk Çağ Öncesi

Anadolu'da insana ait bilinen en eski yerleşim alanlarından bir tanesi Antalya kent merkezinden yaklaşık 30 km kuzeybatıda Korkuteli yolu üzerinde Toros Dağlarının Akdeniz'e bakan yamaçlarında bulunan Karain Mağarası'dır. Tarihlendirilmesi günümüzden yaklaşık 500 bin yıl kadar geriye, başka bir deyişle Eski Taş Çağının ilk dönemlerine rast gelmektedir. Bu dönem, günümüzden 2 milyon ila 140 bin yılları arasında kalan evresini içerir. Karain'de mağara adamlarına (homo sapiens neandertalensis) ilişkin kemik kalıntıları da ele geçmiştir. Bunlar, tüm Anadolu'da ele geçen en erken fosil kalıntılarıdır.

Bölgenin en eski tarih öncesi dönem buluntularını içeren Karain Mağarası, Eski Taş Devri ve Cilalı Taş Devrinden, Beldibi Mağarası da Orta Taş Çağından veriler sunarken; Bademağacı Höyüğü'nde yapılan kazılarda Cilalı Taş Çağı yerleşimlerine, buluntularına ve insanın yerleşik hayata geçişinin ilk izlerine rastlanır. Bunlara Karataş, Semahöyük'te yapılan kazılarla elde edilen Erken Tunç Çağı bulguları da eklenince, bölgede Eski Taş Çağından zamanımıza kadar kesintisiz bir uygarlık vardır.

İlk Çağ dönemi

Antalya Bölgesi'nin erken tarihi, bölgede 1946'dan önce yapılan kazılardan önce karanlıktı. Hititlerin çivi yazılı belgelerinde, adı geçen Ahhiyava ve Arzava ülkelerinin Pamfilya olduğu bilim çevrelerinde kabul görmektedir. Bu bölgedeki araştırmalar ve buluntuların ortaya çıkması ve eldeki verilerle bölgenin karanlık olan bu dönemi de aydınlanmaya başlamıştır.

Hititler dönemi

Anadolu'da ilk siyasi birliği sağlayan Hitit Devleti'nin kurulduğu dönemde yazı, Anadolu'ya yakın zamanda gelmişti. Anadolu'nun ortasında kurulmuş olan Hitit devleti dönemi, başlangıçta Antalya için sessiz ve karanlık geçti. Bölgenin tarih sahnesine çıkışı Hitit krallarının Batı Anadolu seferleri düzenlemesiyle başlar. Bugünkü Antalya il sınırları içinde kalan Perge, Kesros, Patara gibi eski coğrafya adlarının Hitit çağından kalma olduğunu MÖ 1267-1237 yılları arasında hüküm sürmüş Hitit Kralı III. Hattuşili'nin yıllıklarından öğrenilmiştir. Konya'nın Yalburt'unda bir Hitit hiyeroglifinde Patara'nın "Pataf" biçiminde geçmesi, bu aydınlanmayı güçlendiren buluntulardır. Buradan anlaşılan Hititlerin "Lukka ülkesi" diye adlandırdıkları Akdeniz sahiline kadar uzanmış olmalarıdır.

Hitit İmpratorluğu'nun yıkılmasının sebebi olan deniz kavimleri göçü sırasında bir kısım Akalıların bu bölgeye göç ettiklerinden Yunan mitolojisinde söz edilir. Truva Savaşları'ndan sonra bazı Aka boyları, Amphilokhos, Kalkhas ve Mopsos'un idaresinde Pamfilya'ya geldikleri; Perge, Sillyon, Aspendos ve Selge'yi kurdukları söylenmekle birlikte son bilimsel veriler bu kentleri yörenin yerli halkının kurduğunu göstermektedir. Bu Perge'nin Parha, Aspendos'un Estvedüs, Selge'nin Estlegiis, Silyon'un Selyuüs adlarından da bellidir.

Bölgeye Pamfilyalılar yerleşmeden MÖ 7. yüzyılda önce kısa bir dönem Rodoslular ve Dorluların, Kumluca ve Phaselis'te (Çıralı) bölgesini kolonileştirdiğini Eski Yunan kaynaklarında geçmektedir. Kumluca yakınlarında bulunan Rhodiopolis kenti bunun bir kanıtı sayılmaktadır.

 

Likya ve Pamfilya dönemi

Antalya ili, tarihteki antik bölgelerden batı Pamfilya'nın güneydoğu ucunu ve doğu Likya'yı içine almaktadır.

Günümüz Antalyası'nın batı sınırları içinde yerleşen Likyalılar'ın kökenleri tartışılmakla birlikte, Hitit ve Antik Mısır kaynaklarında (MÖ 2000) Lukki veya Lukka adlı bir kavimden bahsedilmektedir. Bu kavim, kendilerini Termili olarak adlandıran Akdeniz kıyılarımızdaki güçlü komşuları Luvilere akrabalıkları ile bilinen Likya ulusundan olması kuvvetli ihtimaldir.

Sınırların nereleri olduğu üzerinde pek çok tartışma olan Pamfilya bölgesinin büyük bölümü günümüzdeki Antalya'nın içindedir. Kelime anlamı olarak “Tüm halklardan olan insanların yaşadığı memleket, Irkların ülkesi anlamlarına gelen Pamfilya'da isminden dolayı pek çok kavmin bir arada yaşadığı düşünülmektedir. Syedra kentinde ele geçen bir kehanet yazıtında “karışık milletlerin ülkesinde yaşayan siz Syedra Pamfuliyalıları...” denmektedir ki; bu yazıt da kentin toplumsal yapısı hakkında bilgi vermektedir.

Pamfilya Helenleri, karşılaştırmalı dilbilim yöntemlerine göre, Anadolu’daki en eski Helen gruplarından birini oluşturmuşlardır. Bunların dilinde Mukenlerin ve Dorların dil özelliklerinden bazılarına rastlanmaktadır. Bu nedenle MÖ ilk bin yılın başlarında Anadolu’ya göç etmiş oldukları kabul edilmektedir. Bunlar Anadolu’da karşılaştıkları insanlarla iç içe geçmiş, onların inanç ve çeşitli kültürel özelliklerinden etkilenmişlerdir.

Yalnızca bu Helenlerin değil, genel olarak Pamfilya’da yaşayan diğer halkların da erken dönem tarihi hakkında pek fazla belge bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, ilk çağlardan Roma İmparatorluğu çağına kadar temelde halklar ve kültürler çerçevesinde ele alınmış çalışmalarda, bölgedeki Eski Çağ incelemelerinin henüz bir doygunluğa ulaşmadığı bellidir. Özellikle Roma öncesi evre açısından yanıtlanması gereken pek çok sorun vardır. Bunların açığa kavuşmasında dil incelemeleri büyük bir yer tutmaktadır. Antalya kenti, tüm Anadolu'da en çok yazılı belgenin ele geçtiği kenttir. Bu niteliğiyle Antalya bölgesi tarih, dil ve arkeoloji incelemeleri için önemli bir merkezdir. Son yıllarda Köprüçayı yönünde daha önce örneklerine rastlanmamış olan yeni bir dile ilişkin yazılı kanıtlar bulunmuştur. Bu buluntular bölge incelemelerinin sanıldığından çok daha derin boyutları olduğunu göstermektedir.

Bergama, Roma ve Bizans dönemleri

Hıristiyanlığın Anadolu'da hızla yayıldığı MS 5.-7. yüzyıllar boyunca Pamfilya ve Likya, Doğu Roma eyaleti olarak önemlerini korumuşlar, hatta MS 2. yüzyıldaki parlak çağlarına yaklaşır derecede, imar görmüşlerdir. 7. yüzyılın ortalarında Arapların sürekli yağma ve saldırıları her iki bölgeyi büyük ölçüde zarara sokmuş, bu duruma engel olmak isteyen Doğu Romalılar, bölgeyi korumak amacıyla özel bir donanma kurmuşlardır. Roma İmparatorluğu'nun bölgeye egemen olmasından sonra, stratejik yerler veya kentlerin bazıları, ufak keşişlikler halinde Doğu Roma İmparatorluğu egemenliği sırasında yaşamalarını sürdürmüşlerdir.

Antalya'nın bugünkü bulunduğu yerde II. Attalos'un zamanında inşâ edilen ilk surların da bu dönemde dikildiği bilinmektedir. MS 130 yılında Roma imparatoru Hadriyanus, Antalya seferi sırasında Hadrian Kapısı'nı yaptırmış, surların doğu bölümünü de onartmıştır.

Ayrıca, Rodos, Venedik, Ceneviz korsanlarının talanları, Kıbrıs Krallarının saldırıları ve Haçlı seferi sırasındaki yağmalar, depremler, bölgenin ekonomik gücü kadar kentleri de yıpratmıştır. Bu sırada özellikle Rodos ve Cenevizliler koruma ve saldırma için, uygun kıyılarda üsler kurmuşlardır. Antalya, Batı Akdeniz kıyısında stratejik konumuyla önemli bir liman olma özelliğinden dolayı, kurulduğu tarihten başlayarak sürekli istilalara maruz kalmıştır.

Selçuklu dönemi

Konumu bakımından savunma olanakları güçlü olan Antalya, 11. yüzyıl sonlarında Türklerin eline geçti. Kent, 1097'de I. Haçlı seferinin sonrasında yeniden Bizans eline geçmiş bulunuyordu. Türkler, 12. yüzyılın ilk yarısında Antalya önlerine kadar gelip, yörede etkili olmaya başladılar. 1148 yılındaki II. Haçlı seferi sırasında buraya gelen Haçlı yazarları, Türklerin şehrin yakınlarına kadar geldiklerini, halkın bu sebeple verimli tarlalarını ekemediklerini belirtir. Bu yüzden şehirdeki halk yiyecek ihtiyacını deniz yolu ile karşılamaktaydı.

Türkler, 1176 Miryokefalon Savaşı'ndan sonra Anadolu'yu yurt edinmeye başladılar. Bu dönemde II. Kılıç Arslan devletinin güçlü temellere sahip olması için çabalıyordu. II. Kılıç Arslan, bunun için oğullarını Anadolu'nun çeşitli yerlerine gönderdi. En küçük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev’i de 1180 yıllarında fethettiği Borgulu'daki (şimdiki Uluborlu) kaleye ve civarına melik olarak gönderildi. II. Kılıç Arslan 1182 yılında Antalya’yı kuşatmış, fakat şehri alamamıştı.

5 Mart 1207 tarihinde Antalya Selçukluların eline geçti. Şehir teslim alındıktan hemen sonra düzenlemeleri yapılmış, tersane yaptırılmış ve kuzeyde Uluborlu’da olan teşkilatın merkezi Antalya'ya taşınmıştır.

Ancak Antalya’daki ilk Selçuklu egemenliği oldukça kısa sürdü. Denizden yardım alabilecek bir şehirle ilgili deneyimleri olmayan Selçuklular, bir cuma namazı vakti Hıristiyanların, Türklerin üzerine saldırıp büyük çoğunluğunu katletmesiyle şehri kaybettiler. Antalya'nın bu kaybının nedenlerine ilişkin iki görüş bulunmaktadır. Birincisi, Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölmesinin (1211) ardından ve Selçuklu şehzadelerinin taht kavgası sırasında şehrin kaybedilmiş olabilecği; ikincisi 1214'te Antalya yöresinin kumandanı Ertokuş'un uç askeriyle Sinop fethine katılmak üzere gidip, şehir askeri bakımdan zayıf kalınca şehrin düşmüş olabileceği olasılığıdır.

Selçuklu sultanı olan İzzeddin Keykavus yeniden bir büyük sefere girişti. Şehir Türkler tarafından 22 Ocak 1216 tarihinde yeniden fethedildi. Türklerin güvenliklerini sağlamak üzere şehrin ikamet sahasını ikiye bölen bir koruyucu sur yaptırıldı. Üzerine de bu fethin sebeplerini ve nasıl gerçekleştiğini belirten kitabeler konuldu. Şehri ikiye bölen bu duvara göre batı kesimi Türk ve Müslümanların, doğu kesimi ise Hıristiyan ve yerlilerin sahası olacaktı. Ancak on sene sonra Antalya, devrin kaynaklarına aksetmeyen bir büyük imar daha görmüştür. Eski surunun 100 metre kadar doğusundan yeni bir sur daha yapılmıştır. Üzerindeki kitabelere göre 1225 tarihindeki bu inşaatın ilk sebebi şehre yeni Türk yerleşmesini sağlamaktır. İkinci sebebinin limanı korumak amacı olduğunu sanılmaktadır.

Bu yıllarda Alâeddin Keykubat, Alaiye'yi fethetmiş, orada önemli inşaatlar yapmıştır. Alaiye'nin de alınmasıyla Selçukluların Akdeniz’de bir deniz birliği, kurmaları gerekti. Antalya’da çalıştırılan veya oluşturulan tersane, ilk Türk deniz varlığının oluşmasını sağladı. Hemen ardından Alaiye’de de bir tersane inşaatına girişilerek Akdeniz’deki Türk deniz gücü oluşturuldu. Antalya tersanesinin güvenliğini tam olarak sağlamak amacıyla 1225 tarihinde şehir içinde yeni bir düzenlemeye geçildi. Alâeddin Keykubad, şehrin deniz tarafındaki savunmasını güçlendirmişti. 1243 Kösedağ Savaşı'nı kaybeden II. Gıyaseddin Keyhüsrev, bu defa kara tarafındaki savunmayı, yaptırdığı 1244 tarihli bir burç ile güçlendirdi. Antalya kalesinin içkalesi, Ahmedek’i, limanın doğu yakasında iken, Türk kesiminin de kuzeybatısına (bugünkü Tophane'ye) taşındı.

Antalya sonraki tarihlerde de Selçuklu Sultanlarının kışlık payitahtlarından birisi olmaya devam etti. Hatta bazen doğudan gelen Moğollar'a karşı bir güvenilir yer olarak tercih ediliyordu. Antalya, güneyde Mısır ve Doğu Akdeniz bölgeleriyle ticaret yapan bir yer olarak oldukça etkindi. Devrin kaynaklarından Saltukname'de de Adalya'dan söz edilmektedir. Mevlana, burada çok Hristiyan olduğundan söz ederse de, bu ifadeyi, öteki İç Anadolu şehirlerine göre fazla dediği düşünülmektedir. Çünkü şehrin içindeki ikamet sahalarına göre, Hristiyanlar hiç da aşırı birçoğunluğa sahip değillerdi. Bununla birlikte kentte Frenkler de bulunmakta ve Avrupa ülkeleriyle ticaret yapılmaktaydı.

Anadolu Türk Beylikleri dönemi

Anadolu Selçuklu Devleti'nin son senelerinde İlhanlılar'ın nüfuzu altına girmesiyle, batısındaki uç beyleri toplanarak beylik kurmaya başladılar. Bu sırada 13. yüzyıl başlarında Anadolu Selçukluları tarafından Yalvaç, Borlu ve Eğirdir taraflarına yerleştirilmiş olan Teke aşiretinin bir kolunu teşkil eden Türkmenler de 13. yüzyıl sonlarında, başlarında bulunan Hamid Bey’in torunu ve İlyas Bey’in oğlu Feleküddîn Dündar Bey’in liderliğinde hüküm sürdükleri göller havzasında bağımsızlıklarını ilân ederek Hamitoğulları Beyliği'ni kurmuş ve kendisine önce Uluborlu’yu, daha sonra Eğirdir’i merkez yapmıştır.

Kuruluştan hemen sonra ülkesinin sınırlarını güneye doğru genişleten Dündar Bey, Gölhisar, Korkuteli ve daha sonra memleketin bazı yerlerini gezmeye çıkmış olan Antalya Beyi'nin esir düşmesi üzerine Antalya'yı 1301'de zapt etti. Dündar Bey, Hamitoğullan Beyliği'nin sınırlarını Germiyan ve Denizli’ye kadar genişletmiş ve Antalya'yı kardeşi Yunus Bey'in idaresine verdi. Böylece Hamitoğulları Beyliği, Eğirdir ve Antalya olmak üzere ikiye ayrıldı.

Memluk Sultanı Nasır Muhammed'le Hamitoğulları Beyi Dündar Bey’in oğlu İshak Bey'le yaptığı tartışmadan sonra tutuklanması üzerine, yerine Korkuteli Emiri olan kardeşi Sinânüddin Hızır Bey geçti. Hızır Bey'den ^ sonra yerine sırasıyla Dadı Bey ve Mübârizeddin Mehmet Bey, geçti.

Mübârizeddin Mehmet Bey'in hükümdarlığı Kıbrıs Frankları ile mücadele içerisinde geçti. Antalya, 1216'daki Türk kontrolünden üzerinden sonra ilk kez işgale uğradı. Kıbrıs kralı Pierre I. de Lusignan 24 Ağustos 1361 günü Teke-eli'nin merkezi olan Antalya'yı hücumla zapt etti. Beyliğinin merkezini Korkuteli'ye taşıyan Mehmet Bey, Antalya'yı ele geçirebilmek için önce Kıbrıslılara yiyecek satılmasını yasakladı. Daha sonra Karamanoğlu Alâeddin Ali Bey ile ittifak kurup ertesi sene 45 bin kişi ve 8 kalyon ile Antalya önüne gelip çok şiddetli bir savaş yaptı ise de şehri alamadı.

Antalya'yı ele geçirmek isteyen Mehmet Bey'in çabaları yörede ona itibar kazandırdı ve Teke Bey adını aldı. O dönemde Anadolu'nun güneyinde Antalya, Finike, Kaş, Kalkanlı, Milli, Gömbe, Elmalı, Korkuteli ve Serik ile sahilde Antalya ve Alanya arasındaki bölge Teke-eli olarak tanınmaya başladı. Antalya'yı geri almak için çeşitli ittifaklar kuran Mehmet Bey, 1373 tarihinde Antalya’yı yeniden fethetti.

Mehmet Bey'den sonra yerine geçen Osman Çelebi ve Mustafa Bey dönemlerinde Teke Beyliği eski önemini yitirdi. Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid 1390'da, Antalya'yı ele geçirdi. Burayı önce oğlu İsa Çelebi’ye, sonra da diğer oğlu Mustafa Çelebi’ye sancak olarak verdi. 1397'de Antalya ile Alanya arasındaki bölge tamamen Osmanlı egemenliğine geçti.

Ankara Savaşı'ndan sonra, Sivrihisar’a gelen Timur’un 10 tümenle gönderdiği Şahruh ve kumandanlarının korkunç tahribi neticesinde Korkuteli ve Kitir dolaylarını, Emir Şah Melik de Antalya başta olmak üzere bütün Teke-eli’ni yağmaladılar.

Timur, Kütahya'ya geldiğinde, Teke-eli'ni, Karamanoğlu Mehmed Bey'e verdi. Timur'a bağlılığını sunan Osman Çelebi Bey, Antalya hariç olmak üzere eski beyliğine yeniden sahip olarak Korkuteli'ni kendisine merkez yaptı.

Osmanlı dönemi

Bugünkü Antalya ili sınırlarıyla Osmanlı Devleti'nin 15. ve 16. yüzyılda bu bölge için hazırladığı idari düzen arasında farklılıklar vardır. Bu yüzyıllarda bu bölgede kabaca Alanya ve Teke sancakları yer almaktaydı.

Ticaret yolları üzerinde bulunmasından dolayı sık sık el değiştiren Antalya, Selçuklular döneminde tersanesi ve limanıyla büyük öneme sahipti. Selçuklu egemenliğindeki Antalya, Kıbrıs ile arasında önemli ticari etkinlikler yaparak dönemin en önemli ticaret merkezlerinden birisi oldu. Tahminen 13. yüzyılın sonu ya da 14. yüzyılın başlarında burası Hamidoğulları'nın Antalya şubesinin eline veya Tekeoğulları'nın eline geçti. Tekeoğulları döneminde huzur ve gelişme devam etmiş, imar ve kültürel etkinlikler artmıştır.

Bölge, Osmanlıların elindeyken Karamanoğulları'nın ve ara sıra da bazı Avrupalı devletlerin saldırılarına uğradı. Antalya, yeniden Osmanlıların eline geçtikten sonra Anadolu eyaletine bağlandı. Ayrıca, Antalya bir süre şehzade sancağı olarak Osmanlı sancaklarından bir tanesi oldu. Şehzade Korkut 1502'den 1511 yılına kadar sekiz sene burada valilik yaptı. Antalya'nın Korkuteli ilçesi de ismini Şehzade Korkut'un bu bölgedeki hükümdarlığından aldı.

Bu bölgede, Osmanlı idaresi altındayken 1511 yılında ortaya çıkan Şahkulu İsyanı, 16. yüzyıldaki Celali isyanları ve Körbey isyanı hariç önemli bir olaya rastlanmaz. Ancak bu ayaklanmalar neticesinde yeni fethedilen Modon, Koron gibi adalara büyük sürgünler oldu, İran’a büyük miktarda göçler yaşandı. Bunlarla birlikte, bazı olumsuz davranışta bulunanlar daha sonraki yıllarda yani Kıbrıs'ın fethiyle birlikte buranın iskân ve imarı amacıyla sürgün edildiler. Bu tür olaylar bölgenin siyasi, sosyal, kültürel ve nüfus yapısını etkiledi.

Teke Sancağı'nın kuruluşunda özellikle coğrafi konumu ve tarihi şartlar önemli rol oynadı. Yine bu sancağın gelişmesinde eski çağlardan beri önemli ticaret yolları üzerinde bulunması da etkili oldu. Bölge Osmanlı egemenliğine geçince Anadolu eyaletine bağlandı ve 19. yüzyıla kadar bu şekilde devam etti. Tanzimat dönemiyle başlayan idari düzenleme sonucunda Teke Sancağı, Karaman eyaletine; 1865 yılında çıkarılan Vilayet Nizamnamesiyle de Konya vilayetine bağlandı. Bu dönemde Teke Sancağı'nın Antalya, Akseki, Alaiye ve Kızılkaya'yla birlikte beş kazası bulunmaktaydı. Bunun sonucunda daha önce sancak olan Alanya ve kazaları Teke Sancağı’na bağlandı. 1890 yılı kayıtlarına göre Teke Sancağı'nın, İstanos, Bucak, Kızılkaya, Beşkonak, Millü, İğdir ve Serik nahiyelerinin bağlı olduğu Antalya kazası, İbradı nahiyesinin bağlı olduğu Akseki kazası, Finike nahiyesinin bağlı olduğu Elmalı kazası ile Kaş kazasından oluştuğu görülmektedir. 1902 tarihinde Teke Sancağı, Antalya, Akseki, Alanya, Elmalı ve Kaş kazaları ile 11 nahiye ve 524 köyden meydana gelmekteydi. Antalya, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Konya'dan ayrılıp bağımsız bir sancak olma özelliği kazandı.

Şah Kulu Ayaklanması

1511 yılında çıkan bu ayaklanmadaki neden, tarihi kaynaklarda adı “Karabıyıkoğlu”, “Şeyhoğlu” veya “Şeytankulu” olarak da tanıtılan ancak daha çok Şah Kulu veya Şah Kulu Baba Tekeli diye de tanınan kişidir. Şah Kulu, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın halifelerinden Hasan Halife'nin oğludur ve Teke sancağındaki Istanos'a bağlı Yalınlı veya Kızılyaka köyündendir.^

Körbey Ayaklanması

Celali isyanları zincirinin bir parçası olarak bilinen Körbey Ayaklanması, 17. yüzyılın ortalarında Antalya mutasarrıflığı yapmakta olan ve Körbey lakabı ile tanınan Mustafa Paşa tarafından 1659 yılında çıkartıldı.

Mustafa Paşa, elindeki servetine ve Antalya kalesinin savunma açısından sağlamlığına da güvenerek, Osmanlı Devleti'nin kendisine karşı koyamayacağını düşünerek isyan etti. İsyan hareketi üzerine karadan ve denizden gönderilen kuvvetler sayesinde, Antalya kuşatılarak top ateşine tutuldu ve kale içerisinde mahsur kalan halk, en sonunda kaleyi hükûmet kuvvetlerine teslim etmek zorunda kaldığı gibi, Mustafa Paşa'yı da isyanı bastırmakla görevli Köse Ali Paşa’ya verdi. Mustafa Paşa donanma gemilerinde boğularak öldürüldü. Ona bağlı olanlar da idam edildiler.

Millî Mücadele dönemi

I. Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan Mondros Ateşkes Antlaşması'yla Antalya ve çevresi İtalya Krallığı'na verilmişti. Bu dönemde işgalciler istedikleri gibi Anadolu'yu istilâ etti. Anadolu limanları İtilaf Devletleri'nin gemileri ile doldu, askeri okulları boşaltıldı, askeri daireleri yıkıldı ya da yakıldı; ilçe ve köylerde kontrol yabancıların eline geçti.

Antalya yöresinde Yörük Ali Efe'nin evinde kentin ileri gelenlerinden bir grup, Antalya Rumlarının dışarıdan ufak bir yardım gördükleri takdirde isyana kalkışarak memleketin İtilaf kuvvetlerine teslim olacağı tehlikesine karşı Antalya'yı korumak konusunda toplantı yapmaya karar verdiler. Ancak yapılan toplantılardan bir sonuç alınamadı. Bir müddet sonra Anadolu'nun çeşitli yerlerinden bölgesel savunma cemiyetlerinin kurulduğunun duyulması ve 19 Mayıs 1919 günü Samsun'dan gelen haberler Antalya'da bir savunma cemiyeti kurulması fikrini yeniden gündeme getirdi.

Antalya Müdafaa-i Heyeti Milliye Cemiyeti

Bölgede yaşanabilecek olası bir işgale karşı direniş için aralarında müftü Yusuf Talat, belediye başkanı Hüsnü Karakaş'ın bulunduğu bir grup kurulacak derneğin şekli hakkında mutasarrıfla görüşmeleri gerekiyordu. Ancak Mutasarrıf Cemal Bey, bir türlü bu fikre yanaşmıyor ve görüşmek isteyen grubu reddediyordu. Uzun uğraşlar sonucunda grup hasta yatağındaki Cemal Bey'i ziyaret etti ve ne gibi tedbirler alınması gerektiği tartışıldı. Mutasarrıf Cemal Bey bir cemiyet kurulması konusunda ikna edildi ve heyet toplandı. Belediye Dairesi'nin bir odasında “Müdafaa-ı Heyeti Milliye Cemiyeti” unvanı ile çalışmaya başladı. Bu cemiyet 4 Eylül 1919'daki Sivas Kongresi'ndeki Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurulması kararı uyarınca bu cemiyetin bir kolu olarak Antalya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını aldı. Dernek 4 yıl 24 gün çalıştıktan sonra üzerine düşen vatani görevini tamamlamış olarak kapanış belgesini Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne sundu. Dernek başkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa 11 Haziran 1923 tarihinde derneğin kapanış belgesini uygun bulup onayladı.

Büyük Taarruz'da Antalya

Ana madde: 

Büyük Taarruz

26 Ağustos'ta Türk Ordusunun saldırıya başlamış olduğu ufak tefek haberlerle duyuldu. 29 Ağustos'ta Afyonkarahisar ilinin Türklerin eline geçmesi haberinin şehre gelmesi Antalya'daki Türkleri sevindirdi. 30 Ağustos Zaferi, Dumlupınar Yunan mevzilerinin düşmesi; sevinç dalgası ile Türkler kutlamalara başladılar. Ayrıca Türkler zaferi kutlarken, bir yandan da geceleri çiftliklerin civarında İtilaf kuvvetlerinin bir çıkartma yapması ihtimalini önlemek için hazırlıklar yapıldı.

7 Eylül günü zafer kutlanmak için Mavnacılar Cemiyeti iskelede tertip ettikleri gece deniz eğlencesine bütün alay subaylarını davet ettiler. Üç gün sonra Türk ordusunun 9 Eylül'de ve saat 10’da İzmir'e girildiği haberi alındı. Eğlencelere Rumlar da ayrıca bir şenlik düzenleyerek sokakları dolaştılar ve "Yaşasın Türkler ve Ordu, Kahrolsun düşmanları" diye bağırdılar. Merkez Kumandanlığı önünde büyük bir zafer kemeri kuruldu. Bütün halk ve asker tarafından resmi geçit yapıldı, nutuklar söylendi, şiirler okundu, sabaha kadar eğlenildi.

11 Eylül'de Antalya'da zafer alayı tertip edildi. Gece fener alayları sabaha kadar devam ettirildi. O gün Balıkesir ve Bursa'nın ele geçirildiği haberleri de alındı. 12 Eylül'de dahi depo alayı ayrıca zaferi kutlamak için bir eğlence düzenledi. Bu eğlence, Şarampol'deki Talim Meydanı'nda yapıldı. Gece Şarampol'den başlayıp Fener'de sonuçlanan bir fener alayı yapıldı. Kutlamalar, askeri yürüyüşler ve müsamereler Kasım ayına kadar sürdü.

Türkiye Cumhuriyeti dönemi

29 Ekim 1923'ten sonra ülkenin tamamında olduğu gibi Antalya'da da pek çok değişim göstermiştir. Osmanlı döneminde sancak olan bölge cumhuriyet dönemiyle birlikte il haline gelmiştir. 1923-50 döneminde küçük ölçeklerde gelişen ilin nüfusu özellikle de ilin merkezinin nüfusu 1950 yılından sonra yoğun göç almaya başlamıştır.

Antalya’da 1950-60 yılları arası dönem; sanayileşmenin başlamasıyla birlikte kırdan kente göçle gelen nüfus artışının görüldüğü, bunun sonucunda daha iyi iş, daha iyi çalışma, dinlenme ve barınma arzularıyla kente gelen kişilerin bu ihtiyaçlarına cevap verecek kenti kurma çabalarının görüldüğü bir zaman sürecidir. Kentte 1950'den sonra da artarak devam edecek olan göçün, mekânda yaratacağı sosyal, kültürel ve fiziksel değişimler de bu dönemde yavaş yavaş başlamıştır. Kentte 1960-70 yılları arası dönemde, kentleşme hareketlerinin mekânsal etkileri görülmeye başlanmıştır. Bu dönem, üretimde farklılaşmayı getiren, sosyo-ekonomik ve kültürel değişime yol açan yeni bir yerleşme biçimlenmesinin başladığı dönem olması açısından önem taşımaktadır. 1960-1965 yılları arasında Kalekapısı çarşısı oluşmuş, 1965-1970 yılları arasında, Kalekapısı ile Belediye işhanı arasında, caddenin güneyinde bugünde kullanımı devam eden ticaret fonksiyonları yerini almıştır. 1970 yıllarında Vakıf İşhanı yapılmıştır. Doğal ve kültürel kaynak potansiyeli yüksek bir kent olan Antalya’nın 1969 yılında turizmde öncelikli alanlar olarak belirlenmesiyle planlama ve yatırım önceliği artmıştır. 1960-70 dönemi Antalya’nın hızlı nüfus artışı ve kentleşmeden doğan sosyal, kültürel ve mekansal değişimlere hazırlıksız yakalandığı bir süreçtir.

1974 yılından itibaren Antalya’da, güney kısmının turizm alanı ilanı ve altyapı çalışmalarının başlaması, liman inşaatının tamamlanması, havalimanı kapasitesinin arttırılması, eski liman ve Kaleiçi projesinin uygulamaya konulması, Fethiye-Kaş yolunun yapılması, Antalya'nın ülke çapında çok önemli bir turistik merkez işlevi yüklenmesi sonucunda kent 1970'lerden 1990'lı yılların sonuna kadar düzensiz bir şekilde yapılaşmıştır. Antalya kent yapısı özellikle 1990'ların sonundan başlayarak önceki döneme göre daha fazla göç almış ve bu da şehirdeki doğal dokunun bozulmasına, konut talebinin artmasına ve kentin kalabalıklaşmasına sebep olmuştur.

Antalya, 2 Eylül 1993'te çıkarılan 504 sayılı kanun hükmünde karaname ile büyükşehir unvanı kazandı. 2004 yılında çıkarılan 5216 sayılı kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları valilik binası merkez kabul edilerek yarıçapı 30 kilometre olan dairenin sınırlarına genişletildi. 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı kanun ile 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları oldu.

Atatürk'ün Antalya ziyaretleri

Türkiye Cumhuriyeti kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ilki 6 Mart 1930'da olmak üzere 3 kez Antalya'yı ziyaret etmiştir. Atatürk'ün ilk Antalya ziyareti Türkiye ile İtalya Krallığı arasında yakın zaman önce doğan politik sorunların sonucunda gerçekleşmiştir.

İtalya'da iktidarda bulunan ve Doğu Akdeniz'de kendine üsler arayan Benito Mussolini'nin Türkiye'ye atadığı büyükelçi, Mustafa Kemal'le yaptığı görüşmede ülkesinin Antalya ve Muğla çevresinde bazı hakları olduğuna sözü getirir. Bunun üzerine Mustafa Kemal büyükelçiden iki dakikalık izin isteyerek yan odaya geçer. Gazi Mustafa Kemal odaya döndüğünde üzerinde Kurtuluş Savaşı sonunda mareşal apoleti takılmış üniformasıyla içeri girer, makamına oturur ve büyükelçiye dönerek: "Buyurun sayın büyükelçi, sizi dinliyorum." der. Bu olaydan kısa bir süre sonra Antalya'ya gelmek için yola çıkan Mustafa Kemal, uluslararası politika yönünden oldukça kritik dönemde şehre gelmiş ve ülkesinin güney kıyılarındaki kentlerine verdiği önemi göstermiştir.

Altı günlük ilk ziyareti sırasında Antalya'nın çeşitli yerlerini görmüş ve incelemelerde bulunmuştur. Antalya'yı ne kadar beğendiğini 8 Mart 1930 günü gezisi sırasında Lara'dan Beydağları'na bakarken "Hiç şüphesiz ki Antalya, dünyanın en güzel yeridir." sözüyle ifade etmiştir. 11 Mart günü ilk ziyaretini tamamlayan Mustafa Kemal aynı günün akşamı Ankara'ya dönmüştür. Bu ziyaret sırasında Atatürk'ün kaldığı ev günümüzde Antalya Atatürk Müzesi olarak hizmet vermektedir.

Atatürk'ün ikinci ziyareti 26 Ocak 1931 tarihinde başladığı yurt gezisinin bir parçası dahilinde gerçekleşmiştir. Seyahati, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ve Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılması sonuçlarını uzman bir heyet ile yerinde tetkik etmek ve yapılması gereken işleri tespit edilmek üzere yapılmıştı. Bu amaçla 8 Şubat 1931'de Ege Vapuru ile İzmir'den Antalya'ya yola çıkıp 10 Şubat 1931'de sabah Antalya’ya geldi. Deniz motoru ile iskeleye çıkan Atatürk buradan alay karargahına, hükûmet konağına, belediyeye ve Cumhuriyet Halk Fırkası'nı ziyarette bulunarak, memleket işleri üzerinde yetkililerle uzun uzun görüştü. Buradaki görüşmelerini tamamlayan Atatürk, Silifke'ye hareket etti.

Mustafa Kemal Atatürk'ün Antalya'yı üçüncü ve son ziyareti 18 Şubat 1935 tarihinde gerçekleşti. İstanbul'dan Ege Vapuru ile hareket eden Atatürk, 16 Şubat 1935 tarihinde Çeşme önlerinde Zafer torpidosuna geçti. Aynı torpido ile Alanya'ya doğru hareket etti. 18 Şubat günü Alanya'da üç saat kadar kaldıktan sonra öğleye doğru Antalya’ya geldi. Atatürk Antalya'ya üçüncü kez adımını attığında, tıpkı ilk gelişinde olduğu olduğu gibi Türkiye ile İtalya Krallığı arasında yeni bir siyasi kriz yaşandı. İtalya liderliği devam eden Mussolini, savaş gemilerini bir süredir Antalya yakınlarına demirlemiş durumdaydı. İtalyan hava kuvvetleri de Antalya üzerinde uçuşlar yapmaktaydı. 18 Şubat gün boyunca şerefine çeşitli etkinlikler düzenlenen Atatürk, günün akşamında yemek masasında bu konuyu yetkililerle tartışırken, Türk Hava Kuvvetleri pilotlarından İtalyan deniz güçlerine intihar saldırısı düzenlenmesini istemişti. Bu istek kabul pilotlarca kabul edildi. Mustafa Kemal, ertesi gün (19 Şubat) Afet İnan ve beraberindeki heyetle birlikte Ege Vapuru'na binerek Antalya'dan ayrıldı. Atatürk ve pilotlar arasında geçen bu yazışmaların da ulusal ve uluslararası kamuoyuna ulaşmasına izin verildi. Kısa bir süre sonra İtalyan hava ve deniz kuvvetleri Akdeniz'in güneyine çekildiler.

Coğrafya

Konumu ve sınırları

Antalya ili Türkiye’nin güneybatısında 29° 20’-32°35’ doğu boylamları ile 36° 07’-37° 29’ kuzey enlemleri arasındadır. Güneyinde Akdeniz ve kuzeyinde denize paralel uzanan Toroslar ile çevrili olup, doğusunda Mersin, Konya ve Karaman, kuzeyinde Isparta ve Burdur, batısında Muğla illeri ile komşudur. İlin yüz ölçümü 20.177 km2 kadardır. Bu Türkiye yüz ölçümünün % 2.6’sı kadarına karşılık gelir. Akdeniz Bölgesi’nin batısında bulunan Antalya ili, bölge yüzölçümünün ise % 17.6’sını oluşturur.

İl arazisinin ortalama olarak %77.8'i dağlık, %10.2'si ova, %12'si ise engebeli bir yapıya sahiptir. İl alanının 3/4'ünü kaplayan Torosların birçok tepesi 2500-3000 metreyi aşar. Batıdaki Teke yöresinde geniş platolar ve havzalar yer alır. Çoğunlukla kireçtaşlarından oluşmuş bu dağlar ve platolar alanında, kireçtaşlarının erimesiyle oluşmuş mağaralar, düdenler, su çıkaranlar, dolinler, uvalalar ve daha geniş çukurluklar olan polyeler gibi büyüklü, küçüklü karst şekilleri çok yaygındır. İlin topoğrafik yönden gösterdiği değişkenlik gerek iklim, gerek tarımsal gerekse demografi ve yerleşme yönünden farklı ortamlar yaratmaktadır. Ayrı özellik gösteren bu alanlar sahil ve yayla bölgesi olarak tanımlanır.

İklim

Antalya ili iklimi genel olarak Akdeniz iklimine girmektedir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı olarak ifade edilen iklim tipi diğer bir deyişle “Mutedil Deniz ve Sıcak Deniz İklim Sınıfı”na girer, daha iç kesimlerde ise “Soğuk Yarı-Kara İklim” tipi görülmektedir. Yazın ortalama sıcaklık 28-36 ° derece arasındadır. Öğle saatlerinde termometrenin 40 ° derecenin üzerine kadar çıktığı görülür. Ocak ayında ise sıcaklık ortalama 10-20 ° derece arasında değişir. Kıyı kesiminde kar çok ender görülür, don ise ender olmakla beraber, kıyılarda her kış görülmez. Yağış olmadığı günler hava açık ve güneşlidir. İlde yıllık ortalama nispi nem %64 civarındadır.

Antalya’nın kıyı bölgesinde yazlar hem uzun hem de sıcaktır. Kışlar bile ılığa yakın serinlikte geçer. Yazın neredeyse hiç görülmeyen yağmur, en çok kış ayları ile daha seyrek olarak ilk ve sonbahar aylarında sağanak halinde yağar. Yılın ancak 40-50 günü kapalı ve yağışlıdır. Antalya, yılda ortalama 300 güneşli günü, 18.7 derece yıllık sıcaklık ortalaması ile yılın 12 ayı turizm hareketlerine açık, ender bölgelerden birisidir. Yılın dokuz ayı denize girilebilir.

Antalya'da ölçülmüş günlük en yüksek yağış miktarı: 232.8 kg/m2; günlük en hızlı rüzgâr: 155.5 km/sa ve en yüksek kar kalınlığı 5.0 cm'dir.

 

 Antalya iklimi 

AylarOcaŞubMarNisMayHazTemAğuEylEkiKasAraYıl
En yüksek sıcaklık (°C)23,925,928,836,438,044,845,044,642,137,733,025,445,0
Ortalama en yüksek sıcaklık (°C)14,915,518,021,325,630,934,234,231,226,621,116,624,1
Ortalama sıcaklık (°C)9,910,412,716,220,525,328,428,224,820,014,911,418,5
Ortalama en düşük sıcaklık (°C)6,06,38,011,215,019,622,722,719,415,210,67,513,6
En düşük sıcaklık (°C)−3,4−4,6−1,61,46,711,114,815,310,64,90,8−1,9−4,6
Ortalama yağış (mm)231,9150,2103,255,531,47,72,83,115,880,1135,0257,91.074,6
Kaynak: Meteoroloji Genel Müdürlüğü

Depremsellik

Antalya, Türkiye Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi'nin hazırladığı Deprem Riski Haritası'nda Antalya ikinci dereceden deprem bölgesidir. Antalya'nın batısındaki Elmalı ilçesinden geçen Helen Yayı'nın uzantısı bulunmaktadır. Bu hat Burdur-Isparta hattında çeşitli kırıklar oluşturmuştur. Buradaki deprem riski olan yerler Antalya çevresinde olduğu için Antalya ikinci dereceden deprem bölgesi sayılmaktadır. Ama Antalya merkezli bilinen çok büyük bir deprem yoktur. Sadece 11 Nisan 1977'de yerin 93 km derinde meydana gelen 4.6'lık deprem ve Antalya'da 28 Aralık 2013 günü saat 17.21'de 6.0 büyüklüğünde deprem olmuştur.

Yerbilim

Antalya'da değişik yaşta ve nitelikte kayaçlar vardır. Görünür temelde paleozoyik yaşlı, kristalen şist, fillat, mermer ve kireç taşları vardır. Alanya’nın kuzeyinde yaygın olarak yüzeyleyen bu kayaçlar şiddetli tektonik olayların etkisiyle kıvrılmış ve kırılmıştır.

Dağlık kesimlerde mesozoyik ve tersiyere ait formasyonlar bulunur. İlin büyük bir kesiminde yayılım gösteren mesozoyik formasyonlar, kireç taşı, marn, filis ve serpantinden oluşmuştur. Üzerinde karstik şekillerin tipik olarak izlendiği kireçtaşları gri renkli, çok çatlaklı ve boşlukludur. Kuvaternere ait alüvyon ve pliyo kuvaterner traverten ise Antalya ovası’nda tipik olarak izlenir. Sahada deniz altında da devam eden travertenlerin toplam kalınlığı birkaç yüz metreyi geçer ve kireç taşlarında olduğu gibi karstiktir.

Bitki örtüsü

Kıyıdan 500–600 m. yüksekliğe kadar olan yerlerde aşırı yaz kuraklığına uyan, kışın da yeşil kalan makiler egemendir.

Boyları 3–5 m.yi geçmeyen bu bitkiler arasında delice, kocayemiş, sandal, yabani çilek ve zakkum en yaygın olanlarıdır. 600-1.200 metre arasında, kızılçam ve meşelerin egemen olduğu, karışık ormanlar ya da yamaç ormanları ortaya çıkar. Kızılçamların aralarında yer yer meşelikler, daha yükseklere doğru halep çamı ile karaçamlar görülür. 1.200-2.100 metre arasında ise yüksek ormanlar diye adlandırılan ve sedir, köknar, sarıçam, kayın ve çeşitli ardıç türlerinden oluşan orman kuşağı yer alır. Özellikle Batı Toroslar’da saf sedir ormanları vardır. 2.000 metrenin üstünde iğne yapraklı ağaçlar seyrekleşir ve bodurlaşır. Bu alan 2.100-2.300 metrede sona erer ve alp çayırları denen, renkli çiçeklerle bezenmiş, yazları kurumayan yüksek otluklara geçilir. Teke Yaylası’ndaki yüksek ovalarda meşe ormanlarının tahribi sonucu oluşmuş bozkır bitkileri yetişir. Genişliği 946.466 hektarı bulan Antalya ormanlarında köknar, meşe, dişbudak, karaağaç, kocayemiş, çınar, ahlat, ıhlamur, yabani ve aşılı zeytin, kermes meşesi, mazı meşesi, sandal, sakız ağacı, mersin, tespih ağacı, defne, akça kesme, hayıt, zakkum, Keçiboynuzu, kayacık, funda, ladin, çılbırdı, cehri, katırtırnağı, kekik, patlangaç, sütleğen, dikenli mersin, deve dikeni, ballı baba, alev doda, adaçayı, safran, kanada şifa otu, tokuz otu, çakır dikeni, çiriş otu, kuşkonmaz, krizantem gibi ağaç ve ot cinsleri bulunur.

Direy

Antalya bölgesinin ılıman iklim özelliklerine sahip olması ve bitki örtüsü çeşitliliği, yaban hayatının zenginliğini de beraberinde getirir. Geyik, tilki, sansar, sincap, alageyik, yaban keçisi, çakal, sırtlan, kurt, ayı, keklik, bıldırcın, üveyik, yaban güvercini, çulluk, turaç, karatavuk, sarıasma ve turna Antalya ilinin yaban hayatını oluşturan canlıların bir kısmıdır.

Nüfus

Antalya ili, Antalya güneyinin şehrinin turizm alanı ilan edilmesinden sonra hızla kalabalıklaşmıştır. Özel ve kamu sektörü yatırımları kent merkezi ve çevresinde yoğunlaşmış, bunun sonucu ortaya çıkan çalışma olanakları büyük bir nüfus akımına yol açmıştır. Turizm olanaklarının çeşitliliği buna göre tesisleşmenin gelişmişliği, her mevsim tarıma uygun toprakları, ulaşım sistemlerinin kullanışlılığı, denize kıyısı olması gibi nedenlerin göçü teşvik ediyor olması muhtemeldir. 1927 sayımında nüfusu 206.270 olan il nüfusu zamanla doğum oranı ve göçlerle katlanarak artmış ve bugün 2 milyonu geçmiştir. Göçe rağmen, 2008'de Antalya'da işsizlik oranı (%10,7) Türkiye genel işsizlik oranının (%11,9) altındaydı. İşe katılım bazındada (%57) TÜİK tarafından belirlenen 26 bölge içinde 2. konumundaydı. İstihdam edilenlerin %45'i hizmetler, %5'i sanayi, %50'si tarımda çalışır (bu oranlar Türkiye için sırasıyla %49, %27 ve %24'tür).

2013'ten önce nüfusun 1.000.081'i merkez il sınırları içinde 919.648'i ilçe sınırları içindeydi. Bu durumda il nüfusunun %52'si il ve ilçe merkezlerinde, %48'i ise köy ve beldelerde yaşamaktaydı. Antalya 2016 yılı itibarıyla nüfus bakımından 81 il arasında 5. sıradadır. 2.328.555 kişilik Antalya nüfusu bir önceki yıla göre 40.099 kişi artmış ve Türkiye nüfusunda Antalya payı 2,64'ten 2,92'ye yükselmiştir.

Antalya il nüfusu Türkiye geneline göre daha yüksek bir eğitim düzeyine sahiptir. 2008 verilerine göre, 15 yaş üstü okuma yazma oranı toplam il nüfusunun %97'sini (erkeklerde %91, kadınlarda %86'sını) oluşturur, bu oran Türkiye için %83'tür (erkeklerde %88, kadınlarda %79). Bu farklılık özellikle nüfusun üniversite eğitimli kesiminde belirginleşir: üniversite ve yüksekokul mezunlarının toplam nüfusa oranı Antalya'da %7 dolaylarındadır Türkiye genelinde ise %5,4'tür.

Antalya il nüfus bilgileri
YılToplamSıraFarkŞehir - Kır
1965486.91023 

  %27     129.657

357.253     %73  

 

1970577.33421%19

  %30     176.008

401.326     %70  

 

1975669.35719%16

  %33     223.089

446.268     %67  

 

1980748.70618%12

  %38     280.837

467.869     %62  

 

1985891.14915%19

  %45     397.712

493.437     %55  

 

19901.132.21111%27

  %53     602.194

530.017     %47  

 

20001.719.7517%52

  %54     936.240

783.511     %46  

 

20071.789.2957%4

  %63     1.127.634

661.661     %37  

 

20081.859.2757%4

  %69     1.273.940

585.335     %31  

 

20091.919.7297%3

  %69     1.331.743

587.986     %31  

 

20101.978.3337%3

  %70     1.392.974

585.359     %30  

 

20112.043.4826%3

  %71     1.450.209

593.273     %29  

 

20122.092.5376%2

  %71     1.492.674

599.863     %29  

 

20132.158.2655%3

  %100     

     %0  

 

20142.222.5625%3

  %100     

     %0  

 

20152.288.4565%3

  %100     

     %0  

 

20162.328.5555%5

  %100     

     %0  

 

20172.364.3965%2

  %100     

     %0  

 

Güncel Nüfus Değerleri (TÜİK 4 Şubat 2020 verileri)

Antalya İl Nüfusu: 2.511.700'dür (2019 sonu). İlin yüzölçümü 20.176 km2'dir. İlde  km2'ye 124 kişi düşmektedir. (Yoğunluğun en fazla olduğu ilçe: 5316 kişi ile Muratpaşa’dır)

İlde yıllık nüfus artış oranı % 3,52 olmuştur. Nüfus en çok artan ilçe: Kemer (%6,75) Nüfusu en çok azalan ilçe: İbradi (-%16,20)

4 Şubat 2020 TÜİK verilerine göre 19 İlçe ve belediye, bu belediyelerde toplam 914 mahalle bulunmaktadır.

2019 yılı sonunda Antalya ili ve ilçelerinin yerleşim yeri ve nüfusla ilgili sayısal bilgileri
İlçeNüfus 2018Nüfus 2019FarkNüfus artışı (%)Mahalle sayısıAlanı  km2Yoğunluk
Akseki13.08411.484-1.600-12,235115447
Aksu71.64373.2201.5772,2035406180
Alanya312.319327.50315.1844,861021577208
Demre25.89326.3624691,811732980
Döşemealtı63.18665.7942.6084,133368796
Elmalı39.25438.972-282-0,7260143327
Finike48.13148.5344030,842676863
Gazipaşa50.00350.5555521,1053111146
Gündoğmuş8.7267.737-989-11,332911757
İbradı3.6183.032-586-16,2097784
Kaş58.60059.7161.1161,9054175034
Kemer43.22646.1432.9176,7512412112
Kepez531.619556.03324.4144,59682921904
Konyaaltı182.112190.0437.9314,3639546348
Korkuteli55.71255.352-360-0,6558243323
Kumluca68.61070.4231.8132,6441122557
Manavgat230.597241.01110.4144,521062351103
Muratpaşa495.688510.36814.6802,9655965316
Serik124.335129.4185.0834,09661263102
ANTALYA2.426.3562.511.70085.3443,5291420.176124